Siirler
Bugun Pazar Bugun pazar.
Bugun beni ilk defa gunese cikardilar.
Ve ben omrumde ilk defa gokyuzunun bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar genis olduguna sasarak kimildamadan durdum.
Sonra saygiyla topraga oturdum,
ayadim sirtimi duvara.
Bu anda ne dusmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hurriyet, ne karim.
Toprak, gunes ve ben...
Bahtiyarim...
NAZIM HIKMET
BUYUK INSANLIK
Büyük insanlik gemide güverte yolcusu
trende ücüncü mevki
sosede yayan büyük insanlik.
Büyük insanlik sekizinde ise gider
yirmisinde evlenir
kirkinda ölur büyük insanlik.
Ekmek büyük insanliktan baska herkese yeter
pirinc de öyle
seker de öyle
kumas da öyle
kitap da öyle
Büyük insanliktan baska herkese yeter
Büyük insanligin topraginda gölge yok
sokaginda fener penceresinde cam
ama umudu var büyük insanligin umutsuz yasanmiyor.
1958 Nazim Hikmet Yeni Siirler 6
CEVIZ AGACI
Basim kopuk kopuk bulut,
icim disim deniz,
ben bir ceviz agaciyim Gülhane parkinda,
budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkindasin, ne polis farkinda.
Ben bir ceviz agaciyim Gülhane parkinda,
Yapraklarim suda balik gibi kivil kivil.
Yapraklarim ipek mendil gibi tiril tiril.
kopariver, gözlerinin, gülüm, yasini sil.
Yapraklarim ellerimdir tam yuz bin elim var,
Yüzbin elle dokunurum sana, Istanbul'a.
Yapraklarim gozlerimdir.
Sasarak bakarim. Yüzbin gözle seyrederim seni, Istanbul'u. Yüzbin yurek gibi carpar, carpar yapraklarim.
Ben bir ceviz agaciyim Gülhane parkinda, Ne sen bunun farkindasin, ne polis farkinda
Nazim Hikmet
CANKIRI HAPISANESINDEN MEKTUPLAR
Saat dort yoksun
Saat bes yok Alti, yedi, ertesi gun, daha ertesi ve belki kim bilir...
Hapisane avlusunda bir bahcemiz vardi.
Sicak bir duvar dibinde on bes adim kadardi.
Gelirdin, yan yana otururduk, kirmizi ve kocaman musamba torban dizlerinde...
Kelleci Memedi hatirliyor musun? Sübyan kogusundan.
Basi dört köse, bacaklari kisa ve kalin ve elleri ayaklarindan büyük.
kovanindan bal caldigi adamin tasla ezmis kafasini. derdi sana.
Bizim bahcemizden kücük bir bahcesi vardi, tepemizde, yukarda, gunese yakin, bir konserve kutusunun icinde...
Bir cumartesi gununu, hapisane cesmesiyle islanan bir ikindi vaktini hatirliyor musun?
Bir turku soylediydi kalayci Saban Usta, aklinda mi:
O kadar resmini yaptim senin bana birini birakmadin.
Bende yalniz bir fotografin var: bir baska bahcede cok rahat cok bahtiyar yem verip tavuklara guluyorsun.
Hapisane bahcesinde tavuklar yoktu, fakat pekala gülebildik ve bahtiyar olmadik degil.
Nasil haber aldik en güzel hürriyete dair, nasil dinledik ayak seslerini yaklasan müjdelerin, ne güzel seyler konustuk hapisane bahcesinde...
Nazim Hikmet...
DAVET
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, disler kenetli ayaklar çiplak Ve ipek bir haliya benzeyen toprak Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansin el kapilari bir daha açilmasin Yok edin insanin insana kullugunu Bu davet bizim!
Yasamak bir agaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardesçesine Bu hasret bizim!
Nazim Hikmet
DON KISOT
Ölümsüz gençligin sövalyesi,
ellisinde uyup yüreginde çarpan aklina bir Temmuz sabahi fethine çikti güzelin, dogrunun ve haklinin:
Önünde magrur, aptal devleriyle dünya, altinda mahzun ve kahraman Rosinant'i.
Bilirim, hele bir düsmeye gör hasretin halisine, hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek, yolu yok, Don Kisot'um benim, yolu yok, yel degirmenleriyle dövüsülecek.
Haklisin, elbette senin Dulsinya'ndir dünyanin en güzel kadini, elbette sen haykiracaksin bunu bezirganlarin suratina, ve alasagi edecekler seni bir temiz pataklayacaklar seni.
Fakat sen, yenilmez sövalyesi susuzlugumuzun, sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin agir, demir kabugunun içinde ve Dulsinya bir kat daha güzellesecek.
1947 Nazim Hikmet Tüm Eserleri 7.
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardesim, korkak bir karanlik içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardesim, serçenin telasi içindesin.
Midye gibisin kardesim, midye gibi kapali rahat.
Ve sönmüs bir yanardag agzi gibi korkunçsun, kardesim.
Bir degil, bes degil, yüz milyonlarlasin maalesef.
Koyun gibisin kardesim, gocuklu celep kaldirinca sopasini sürüye katiliverirsin hemen ve adeta magrur, kosarsin salhaneye.
Dünyanin en tuhaf mahlukusun yani, hani su derya icre olup deryayi bilmiyen baliktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eger ve hala sarabimizi vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, demege de dilim varmiyor ama- kabahatin çogu senin, canim kardesim
NAZIM HIKMET
ELLERINIZE VE YALANA DAIR
Butun taslar gibi vekarli,
hapiste soylenen butun turkuler gibi kederli, butun yuk hayvanlari gibi battal, agir ve ac cocuklarin dargin yuzlerine benziyen elleriniz.
Arilar gibi hunerli, hafif, sutlu memeler gibi yuklu,
tabiat gibi cesur ve dost yumusakliklarini hasin derilerinin altinda gizleyen elleriniz.
Bu dunya o"kuzun boynuzunda degil, bu dunya ellerinizin ustunde duruyor.
Ve insanlar, ah, benim insanlarim, yalanla besliyorlar sizi, halbuki acsiniz, etle, ekmekle beslenmege muhtacsiniz.
Ve beyaz sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasiya, gocup gidersiniz bu her dali yemis dolu dunyadan.
Insanlar, ah, benim insanlarim, hele Asyadakiler, Afrikadakiler, Yakin Dogu, orta Dogu, Pasifik adalari ve benim memleketlilerim, yani butun insanlarin yuzde yetmisinden cogu, elleriniz gibi ihtiyar ve dalginsiniz, elleriniz gibi merakli, hayran ve gencsiniz.
Insanlarim, ah, benim insanlarim, Avrupalim, Amerikalim benim, uyanik, atak ve unutkansin ellerin gibi, ellerin gibi tez kandirilir, kolay atlatilirsin...
Insanlarim, ah, benim insanlarim, antenler yalan soyluyorsa, yalan soyluyorsa rotatifler, kitaplar yalan soyluyorsa, beyaz perdede yalan soyluyorsa ciplak baldirlari kizlarin, dua yalan soyluyorsa, ninni yalan soyluyorsa, ruya yalan soyluyorsa, meyhanede keman calan yalan soyluyorsa, yalan soyluyorsa umutsuz gunlerin gecelerinde ayisigi, soz yalan soyluyorsa, ses yalan soyluyorsa, ellerinizden gecinen ve ellerinizden baska her sey herkes yalan soyluyorsa, elleriniz balcik gibi itaatli, elleriniz karanlik gibi ko"r, elleriniz coban kopekleri gibi aptal olsun, elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldigimiz bu o"lu"mlu", bu yasanasi dunyada bu bezirgan saltanati, bu zulum bitmesin diyedir.
Nazim Hikmet 1949
EN MUHIM MESELE
Toprak doyurasi gozleri doymuyor.
Cok cok para kazanmak istiyorlar; öldurmemiz, ölmemiz lazim geliyor cok cok para kazanmalari icin.
Elbet de asikare yapmiyorlar bunu : renk renk fener asmislar kuru dallara, yalanlari salmislar yollara, hepsinin de kuyrugu telli pullu.
Davullar dovuluyor pazar yerinde cadirlarda kaplan adam, deniz kizi, kesik bas, pembe donlu canbazlar tellerin uzerinde hepsininde yuzu gozu boyali.
Aldanip aldanmamak, Iste butun mesele. Aldanmazsak : variz! Aldanirsak : yok!
Nazim Hikmet 1951
ERZURUM VE SIVAS KONGRELERI
Biz ki Istanbul sehriyiz, iste, arzederiz halimizi Turk halkinin yuce katina.
Mevsim yazdir, 919'dur.
Ve tesrinlerinde gecen yilin dört düvele teslim ettiler bizi, gözü kanli dört düvele anadan dogma cirilciplak.
Ve kurumustu ve kan icindeydi memelerimiz.
Biz ki Istanbul sehriyiz, Fransiz, Ingiliz, Italyan, Amerikan bir de Yunan, bir de zavalli Afrika zencileri yer bitirir bizi bir yandan, bir yandan da kendi köpek döllerimiz: Vahdettin Sultan, ve Damat Ferit ve Ingiliz muhipleri ve Mandacilar,
Biz ki Istanbul sehriyiz, yüce Türk Halki, malumun olsun cektigimiz acilar... ... ...
Erzurum'da on dört gün sürdü Kongre: orda, mazlum milletlerden bahsedildi bütün mazlum milletlerden ve emperyalizme karsi dövüsenlerinden onlarin.
Orda, bir Surayi Milli'den bahsedildi, Iradei Milliyeye mustenit bir Surayi Milli'den.
Buna ragmen (diyenler vardi,) Hatta casuslar vardi icerde. Buna ragmen (denildi. )
Buna ragmen Istanbul'da bircok hanimlar, beyler, pasalar,
Turk halkindan kesmislerdi umudu.
Yagdirildi telgraflar Erzurum'a: ( diye. )
FAKAT BU SEKLI HALLI KABUL ETMEDI ERZURUMLU. ERZURUM'UN KISI ZORLUDUR, BALAM, BUZ TUTAR YIGITLERIN BIYIGI. ERZURUM'DA KASKATI, DIMDIK OLUR ADAM, KABULLENMEZ YILGINLIGI...
Istanbul'da hanimlar, beyler, pasalar, tul perdeler, kravatlar, apoletler, siseler, citi piti dilleri ve pamuk gibi elleri ve bicare telgraf telleri devretmek icin Amerika'ya Anadolu'yu soyle diyorlardi Erzurum'dakilere: ( ... ... ... Ve boylece, bin dereden su getirdi Istanbul'dan gelen zevat.
Sivas, mandayi kabul etmedi fakat, dedi, ) dedi.
Nazim Hikmet